Ayın Röportajı Güncel Haberler Magazin Manşet Röportajlar

SEMRA ŞENER / AYDIN GAZETECİLER CEMİYETİ BAŞKANI

Mesleğinde 26 yılını tamamlayan bir basın emekçisi. Her çalışan anne gibi her şeyden önce iki çocuk annesi önceliklerini çok iyi belirlemiş sınırları olan bir anne.  Kuralları, prensipleri olan çalışkan ve başarılı bir kadın. Kendi işini yapan emekçi kadınlardan, bir patron, bir yayıncı ve eşinin de en büyük destekçisi. Gerçek bir radyo sever ve radyocu.  Gazete Flaş’ın da kurucularından.  Kadın dayanışmasına çok inananlardan, hayatı sevenlerden.  Sektörün önemli kadın temsilcilerinden ‘Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı’  Semra Şener’den bahsediyorum. Semra Şener ile mesleğe ve sektöre dair oldukça keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Semra Hanım her şeyden önce yoğun programınız içinde Ege İdea Dergi okurlarına  ve bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Aydın’ın oldukça tanınmış simalarından da olsanız sizi çok kısaca ve sizin ifadelerinizle tanımak isteriz.

1972 Afyon Dinar doğumluyum. Aydın’a ilkokul 1.sınıfta babamın tayini ile Ankara’dan geldik. İlk, orta ve lise hayatımı Aydın’da tamamladım. Üniversite mezuniyetimden sonra başladığım radyo yayıncılığı serüvenimin 26’ıncı yılındayım. Aydın’ın ilk özel radyosu 88.4 Radyo Flaş’ın sahibiyim. 11 yaşında bir oğlum ve 8 yaşında bir kızım var. Annelik hele gazetecilikle birlikte annelik hem onlar hem benim için zor olsa da en az hasarla bu günlere geldik. Her çalışan annenin sorunlarını ben de yaşadım. Kendi işimin sahibi olmanın avantajlarını çoğu kez onlardan yana kullandım. Hem iyi bir anne hem de işimde hep en iyi olma çizgimi hep muhafaza etme gayreti içerisinde oldum. Kendi hayatınıza koyduğunuz kurallarınız varsa başaramayacağınız hiçbir şey yoktur. Yeter ki prensipleriniz olsun. Ödün vermeyeceklerinizin tespitini doğru yapın. Gerisi zaten hayatınızın anlamını şekillendiriyor. İşimden, sahip olduklarımdan ve olamadıklarımdan şimdiye kadar hiç şikayet etmedim. İnsanın yaşadığı her şeyde bir hayır olduğuna inanırım. Hayat bize verilmiş en güzel armağan. Ona hakkını vermekse en büyük sorumluluğumuz.

 

Gazetecilik mesleğini seçişiniz ve başlangıç hikâyeniz ile sürecinizi ve meslek hedeflerinizi bilmek isteriz?

Radyo yayıncılığımızın 10’uncu yılında eşimle birlikte verdiğimiz bir kararla Gazete Flaş’ı kurarak yayın hayatına başladık. Günlük yerel gazetemizin yayınını geçtiğimiz kasım ayının 14’üne kadar 15 yıl boyunca devam ettirdik. Eşimin ağustos ayında aşırı yorgunluk ve strese bağlı olarak yaşadığı sağlık sorunu nedeniyle 14 Kasım’da Basın İlan Kurumu’na verdiğimiz feragat dilekçesi ile gazetemizin günlük ve vasıflı gazete statüsüne son verdik. Yaklaşık 15 yıl hem radyo hem günlük gazete mesaisi ikimizi de fazlasıyla yıprattığı ve yorduğu için bu kararı aldık. Kolay bir karar değilse de zorunluydu. Meslektaşlarım çok iyi bilir. Günlük gazete son derece zor ve hayatınızın neredeyse tamamını alan meşakkatli bir iştir. Bir sevdadır aslında. İşinize bu kadar sevdalı olunca, zorluklarına ve hayatınızdan çaldıklarına göz yumuyorsunuz. Ta ki sağlığınız bozulana kadar. Şimdi yeni hayatımıza alışmaya çalışıyoruz. 15 yıl dolu dolu yaşanan, bir saniyenizin bile boş olmadığı bir hayatın ardından tekrar sadece radyo yayıncılığı yaptığımız günlerimize geri dönmek bize çok iyi geldi diyebilirim. Hayatı yeniden kaldığımız yerden yaşamaya başladık. Gazete sayfalarına yetişmek zorunda olan haberler, hazırlanacak sayfalar, düzenlenecek haberler, her gün çıkarmak zorunda olduğunuz gazeteniz için dur durak bilmeden verdiğiniz yoğun mesai, hayatınızı, yıllarınızı su gibi alır götürür sizden. Gazetecilik bu yüzden dünyanın en zor mesleklerinden biridir. Günümüz şartlarında daha da zorlaşan bu mesleğe gönül vermiş arkadaşlarımın emekleri o yüzden çok kutsaldır. Biz gazetecilerin kanunlarla bize verilen yıpranma payımıza sahip çıkışımız işte bu yüzdendir. Bin bir sıkıntı içerisinde yaşayamadığımız hayatlarımızın bir tesellisidir belki de. Hakkımızdır ve öyle de kalmalıdır. Şimdiki hedefimiz çok sevdiğimiz gazetecilik mesleğini radyo gazeteciliği ve yayıncılığı ile harmanlayarak bu sevdaya devam etmek.

Mesleğinizi yaparken kendinize yol gösterici kabul ettiğiniz, hatta kendinize rol model aldığınız bir üstadınız oldu mu?

Bir idolüm hiç olmadı. Birine benzemeyi onun gibi olmayı hiç istemedim. Elbette mesleğini iyi yapan herkesten öğreneceklerimiz olmalı. Mesleğinde çok iyi olanların tutkularını, işlerine aşkla bağlı oluşlarını takdir ettim. Ama birine benzemektense hayatta kendi duruşunun olmasının daha önemli olduğunu düşündüm hep. Disiplinli, mütevazi ve alçak gönüllü insanları severim. Dünyanın en iyi işinin en başarılı temsilcisi olabilir bir insan, ama tavır ve davranışlarıdır insanı insan yapan. İçi dışı bir değilse, davranışları içten ve samimi değil sahteyse başarısı bir önem taşımaz. Başarmak için elinden geleni tüm samimiyeti ile ortaya koyan bir kişiyi, başarmış bir ukalaya her zaman tercih ederim.

Düzenli takip ettiğiniz gazete ve de köşe yazarı var mıdır? Kim ya da kimlerdir? Birçok köşe yazarını takip etmeye gayret ediyorum. Bir gazeteci olarak köşe yazarlarında üsluba çok büyük önem veriyorum. Ülkemizde ve ilimizde çok değerli köşe yazarları var. Güncel konuları ele alan yazarlarımızın yanında bir konuyu en ince detaylarına kadar araştırarak okurla buluşturan yazarlarımızı da dikkatle takip ediyorum. Günlük ve haftalık gazetelerde ve dergilerde çok kaliteli yazarlarımız var. Bence Aydın basını olarak bu gurur duyulacak bir gelişme.

Günümüzde basın ve medya sektörü üzerine neler söylemek istersiniz? Türk basını en zor günlerini yaşıyor. Ekonomik krizlerin dünyada ve ülkemizde en çok basın sektörüne zarar verdiğini söyleyebiliriz. Gazete okuma alışkanlığımızı sosyal medyayı bahane ederek terk ediyor olmamız da sektörü çok zora sokmuştur. Bir bardak çaydan daha ucuz olan gazetelerimiz kalite standartlarının çok üzerine çıkmak için çok büyük fedakârlıklar göstermektedirler. Fakat aynı fedakârlığı yerel basına sahip çıkarak göstermeyen bir okur kitlesi ile karşı karşıyayız. Herkes gazeteyi bayiden satın almak yerine internet üzerinden okumayı tercih ediyor. Böylelikle yaptığınız için mali bir karşılığı olmuyor. Çünkü gazetenin asıl ve en büyük maliyeti baskısı. Ortalama olarak bir günlük gazete 1500 civarında baskı yapıyor. Ama gazetelerin çoğu bayilerden geri iade alınıyor. Yani çöpe gidiyor. Bu çok büyük bir maliyet. Emeğinizin boşa çıkması demek. Kanunen vasıflı bir günlük gazetede en az 7 kişi çalışmak zorunda. Baskı maliyetinize personel maliyetinizi de eklediğinizde aylık gideriniz en az 45-50 bin TL. Bunun karşılığında kazancınız neredeyse maliyetinizi yarısı kadar. Bu çok büyük bir handikap. En büyük korkumuz her geçen yıl kapanan gazetelerle bası da çok sesliliğin sona erecek olması. Gerekli tedbirler bir an önce alınmazsa gazetecileri daha zor günler bekliyor. Kimse şu an yerel basın anlamında sahip olduğu zenginliğin kıymetini bilmiyor. Yerel gazetelerde sayfa sayfa yer bulan haberleri, ulusal basında 3-5 satırla ‘o da yer bulabilirse’ yayınlanmaya başladığında anlayacaklar ama iş işten geçmiş olacak. Gazetelerin en büyük sponsoru okurları olması gerekirken, önce onlar sırtını dönmüştür. Bugün bir bardak çay içseniz 1.5 TL ödersiniz. Bir yerel gazete ise 50 kuruştur. Her gün 50 kuruş vermek kaç kişinin bütçesini sarsar. Doya doya okursunuz. Gazetenizi eve götürürsünüz, çocuklarınız da eve gazete girdiği için o kültürle büyür. O da bir okur olarak yetişir. Büyüdüğünde o da evine bir gazete almadan gitmez. Eskiden öyle değil miydi? Herkesin evine gazete ve dergi girmez miydi? Babalarımız koltuk altlarına koydukları gazeteleriyle dergileriyle eve gelmez miydi? Annelerimiz okurdu, biz çocuklar okurduk, bulmacası çözülürdü, sağlık köşelerindeki bilgilerle ne çok şey öğrenirdik. Bir gazete bize ne çok şeyi öğretirdi aslında. Şimdi kaç eve giriyor gazete? Kaç çocuk evde gazete sayfalarını karıştırıyor. O sihirli kokuyu içine çekiyor. Okumayan bir nesil, bir ülke için çok büyük bir tehdittir. Bir an önce Milli Eğitim bu konuda okullara inen bir çalışma başlatmalıdır. Çünkü ülke olarak kitap okuyan, gazete okuyan nesillere çok ihtiyacımız var.

Cumhuriyetimizin kurucu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatı boyunca kaç kitap okuduğunu bilmeyen bir nesil, onun izinden nasıl gidebilir? Bir geometri kitabı yazdığını, üçgen, kare, dikdörtgen gibi birçok matematik terimini yazdığı geometri kitabıyla gelecek nesillere taşıyan bir liderin mirası nasıl korunacak bu şartlarda. İşimiz zor ama imkansız değil.  Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olarak Aydın insanların yaşadığı kent Aydın’ı, yaklaşık 2 yıl önce başlattığımız

“Her gün

her eve,

her işyerine

bir yerel gazete”

kampanyamıza davet ediyorum.

Sosyal medyayı düzenli ve aktif kullanır mısınız? Tercih ettiğiniz sosyal platform nedir ? Sosyal medya haberciliği üzerine neler söylemek istersiniz?

Sosyal medyayı vakit buldukça aktif kullanmaya davet ediyorum. Kendimi frenlemek için çaba gösterdiğim de bir gerçek. Sosyal sorumlulukla ilgili paylaşımlar çok dikkatimi çeker. Bütün gün insanlık için kılını kıpırdatmayanlar sosyal medyada birden yardımsever kesilirler. Bence sadece vicdanını rahatlatmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Ama farkındalık açısından önemli. İzlediği bir sosyal sorumluluk videosu insanlığın daha iyi günleri için bir umuttur. Kötüler iyi olabilir mi bilmiyorum ama iyiler zaten iyidir. Onları belki biraz olsun bir şeyler yapabilmek için harekete geçirir. Öte yandan bir gazeteci olarak sosyal medyadan okuduğum haberlere çok güvenmiyorum. Çünkü sosyal medya haberciliği daha gereken titizlikle yapılmıyor. 10 dakika önce okuduğunuz bir haber siteden silinip geri çekilebiliyor. Ama gazeteler bunu asla yapmıyor. Doğruluğundan emin olmadığı, doğrulatmadığı haberi yayınlamıyorlar çünkü. Yayınlanmış olsa da haberde tekzip hakkı kutsal. Gazeteci haber kaynağından emin değilse, kişilik haklarına duyduğu saygı gereği tekzip yayınlıyor. O tekzip kişiyi aklıyor ve tarihe yazılı bir belge olarak geçiyor. Oysa sosyal medyada bu tam anlamıyla bu şekilde işlemiyor. Gerekli yasal düzenlemelerle bu sistem mutlaka işletilmeli diye düşünüyorum.

Sansür engeline takılan yapamadığınız özel bir haber oldu mu?

Hiç böyle bir durum söz konusu olmadı. En azından bizim dönemimizde. Ama bazı gazeteci ağabeylerimiz darbe dönemlerinde haberlerin ve köşe yazılarının sansürlendiği ile ilgili anılarını paylaştıklarında çok üzülüyorum. Sansür demeyelim de habere ulaşamadığınız oluyor. Kurum yetkilisi konuşamayacağını, bu konuda yetkisi olmadığını söylediğinde eliniz kolunuz bağlanıyor. Haberi doğrulatamıyorsunuz. O zaman da ya risk alıp her türlü yargılanmayı göze alarak yayınlıyorsunuz ya da  emin değilseniz bütün emeğiniz boşa gidiyor. Gazetecilerin en büyük sıkıntısı haber kaynaklarının bazen amirlerinden aldıkları talimatla bazen de yetki karmaşası sebebiyle açıklama yapmamaları. Kamu adına görev yapan gazetecilerin bu sorunu, bir an önce çözülmesi gereken bir sorun.